Kadın Kaburgadan Mı Yaratıldı?

Âdem, insanlığın ruhi, kültürel, dini, ilahi boyutu demektir ki; kadın da, bu manada ademiyete (insanlığa) ortaktır. İman ve hukukta eşittir. Fakat kadın, tabiatı, dolayısıyla maddeyi temsil ediyor. Onun için diyebiliriz ki, insanlığın umumi varlığı içinde madde ve tabiat, eğri ve yağlı bir kemik mesabesindedir. Evet, maddesiz olmaz, fakat insanlık, sadece mide ve madde değildir. Böyle düşünenler, madde gibi edilgen ve pasif olurlar. Kaburga kemiği gibi kırılmaya, yenilmeye mahkum olurlar.

Ey insan! Katı, sert, semiz bir madde olarak kalmak istemiyorsan, âdem (insan) ol. Yüce değerlerden ibaret olan Allah’ın sıfatlarına ayna ol. Yeryüzünde Allah’ın meşru bir halifesi seviyesine çık!

Evet, insanlığın tek başına ruhi gelişmesi yeterli değildir. Ona eş olacak, yalnızlığını paylaşacak bir yardımcıya ihtiyacı vardır. O da maddedir. Demek bu kaburga, sembolik bir ifadedir. Çünkü, daha önce anlatıldığı gibi, Tevrat’ın 1. Babında insanlığın (kadını ile, erkeği ile) biyolojik yaratılış tamamlanmış idi.

İbranice ve Arapça, kardeş lehçe olduklarından, diyebiliriz ki, “Havva” kelimesi, ince ve kıvrak özellikler taşıyan ve insanın ruhani boyutunu, zürriyetini içine ihtiva eden, dişil madde demektir (bkz. Müncid.) “Havva canlı şey demektir” şeklinde not, Tevrat’tan değildir. Açıklama olarak verilmiş bir dipnottur.

Âdem ise, toprak renginde olan yaratık demektir. Havva’nın ebced değeri 22’dir, Adem’in ise 46’dır.[1] Evet, insan kadın da, erkek de 46 kromozomdan bir araya geliyor.[2] Ve 4+6=10 eder; bir mükemmel sona bakar. 22 ve 2+2=4 ise, düzene, maddeye ve maddenin dört köşeliliğine bakıyor.

Arapça’da da, İbranice’de de ebced harflerinin sayısal değerleri, hem tarihi bir gerçektir, hem de sayısal değerleri iki dilde de eşittir.

Kur’an’ın Bu Konudaki Hükmü

Kâinat, maddi yönüyle dişidir, edilgendir. Ruhi ve manevi yönüyle, bilinç yönüyle ilahidir, erkektir. Ve kainattaki her maddi oluşun bir manevi ve ruhi yönü vardır. Onun için meleklerden söz eden ayetlerde, eğer asıl anlatılmak istenen, işin maddi yönü ise, dişi kipi ve dişi çoğullar kullanılır. Eğer o meleklerin ibadet, tesbih ve manevi yönleri söz konusu ise, erkek kipler ve çoğullar kullanılır. Mesela, meleklerin maddi tabii olayları idare etmeleri dişi kip ile ifade edilmiştir. Allah’a yaptıkları hamd ve ibadet de erkek kipi ile ifade edilmiştir. Bazı müfessirler bu farkı göremedikleri için, melaike ile ilgili ayetleri mecrasından çıkarmışlardır.

Mesela, Saffat 1-5 ayetleri, kâinatı düzene sokan, ona canlılık veren meleklerden; kainatı dağıtan, onu entropiye tabi tutan meleklerden ve bu iki grubun üstünde, Allah’tan gelen zikre (üst eyleme, mesaja; birleştirici bir fonksiyona sahip, iki ayrı yönü bir hakikat yapan zikre) tabi olan meleklerden söz eder. Bunların belirgin bir hakikat olduklarına işareten onlarla yemin edilir. Yeminin cevabi cümlesinde, bizi yaratan, besleyen Allah’ın bir olduğu vurgulanır.

Zikir, birleştirici, toparlayıcı bir eylem demektir. 13. ayette ifade edildiği gibi, maddeciler bu ruhtan mahrum kalıyorlar.[3]

Demek, kainattaki şeklî ikililiğe bakıp şirke girmemek gerek. Kâinatta asıl olan mana ve tevhiddir. Tevhid bir ruhtur, bir zikir ve eylemdir, üstün bir kuvvettir, birbirine zıt şeyleri başka, güzel ve güçlü bir hakikat yapar. Niyazi Mısrî şöyle demiştir:

“Lutf u kahrı şey-i vahid bilmedi çekti azap
Ol azaptan kurtulan, olur sultan anlar bizi”[4]

Fakat kâinatın bu temel birliği ile beraber, ondaki ikililiğin de belli ölçülerde bir değeri vardır. Mesela gayb aleminde meleklerle şeytanlar savaşırlar; maddi boyutta da yıldız kaymaları sembolik de olsa o işte kullanılıyor.

Mesela, insan maddi yönüyle bir çamurdur. Fakat ruhi ve manevi yönüyle çok yüce, mükellef bir görevlidir.

Mesela, insan mucizeyi görüyor, fakat onu tam tersi bir şekilde anlıyor, onu sihir sanıyor. Allah’ı birleyeceğine, O’na eş koşuyor.

Mesela, insanlar somut ona dünyayı seviyorlar, öteki alemleri unutuyorlar. İlaahir… (Bakınız, Saffat, 1-24). Bu ayetlerde bu değişik değerler, tek tek dizilmiştir.

Bu surenin en sonunda da “Subhaneke Rabbike Rabbi’l-İzzeti…” ayeti var. Mealen şöyledir:

“Seni ve bu surede adı geçen benzer peygamberleri İslam ve denge üzere terbiye eden, onları tevhid ve hakikat zirvesine çıkaran Rabbin, o kafirlerin sandığı ve tanıttığı eksik tanımlamalardan yücedir.”

“Bütün peygamberlere selam ve dolayısıyla muvaffakiyet var. Sonuçta maddi, sosyal bütün yönleriyle kâinat, Allah’ın mükemmel sıfatlarını yansıtır; yani O’na hamd eder. ‘Vel-hamdu lillahi rabbi’l-alemin’ der.

Özetlersek:

Namazın ana umdeleri olan tesbih, hamd ve tekbirin her biri bu hakikatlerden birine bakıyor.

Tesbih, Allah’ı eksik, kusurlu ve negatif şeylerden kutsal bilmektir.

Hamd, Allah’ın bütün mükemmel değerlere ve nimetlere sahip olduğunu bilmek demektir.

Tekbir, Allah’ın bu iki yönü dışında ve birleşiminde sonsuzluğunu, yüceliğini, aşkınlığını, eşi ve benzeri olmadığını ifade eder. Onun için her hareketin sonunda tekrar edilir.

İşte namaz, bu şekilde değişik ve farklı değerleri birleştirip barıştırdığı ve insanı tevhid zirvesine çıkardığı, dolayısıyla esenlik, barış, rahmet ve bereket olduğundan; sonuna “Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu” denilir. Ve bu konuda kadın-erkek arasında hiç ayırım yoktur.

Kaburga Meselesine Delil Getirilen Ayetin Hakiki Meali Şöyledir

Nihilizmden kurtulmanın en mühim bir ilacı da yaratılışın işleyiş mekanizmasını bilmektir… bedbinlikten ve zihinsel sıkıntılardan şifa bulmanın en mühim tedavisi de o yaratılış mekanizmasına göre yaşamaktır. Bu sayede hayatı ve yaratılışın nimet oluşunu idrak etmektir ki, En’am suresi tümüyle bu meselelere bakıyor.

* Medeniyetin tarlası ve beşiği olan kadınlarla ilgili uzun surenin 1. ayetinin tefsiri:

(Kur’an’da en çok yanlış anlaşılan ayetlerden biri de, Nisa suresinin bu 1. ayetidir. Surenin ve dolayısıyla ayetin 1. derecede anlamı, sosyal ve sınıfsal eşitliği, ve kadın erkek eşitliğini dile getirmek iken; sadece kuru ve hayali bir biyolojik izah gibi değerlendirilmiştir. Ayet meal ve tefsir olarak bize diyor ki:

“Ey bütün insanlar, (fakiriyle zenginiyle, kadınıyla, erkeğiyle) sizi nefs-i vahide (tür birliği) içinde yaratan ve o türün eşlerini aynı cinsten (yani erkeği kadından, kadını erkekten) yaratan, yani o iki eşten nice erkekler ve kadınlar yeryüzünde dağıttıran Rabbiniz ve terbiye ediciniz olan Allah’a saygı duyun. Ve ismiyle birbirinizden dilekte bulunduğunuz O Allah’ın yasalarını ve hısım ve akraba bağlarını çiğnemekten sakının. Çünkü Allah ezeli ebedi olarak üstünüzde murakıptır.” (Nisa suresi: 1)

Demek Tevrat’ın ifadesi de, hadisin manası da, biyolojik değil de ontolojiktir. Yoksa asla anlaşılmaz bir hurafe olur. Kimse işin içinden çıkamaz.

—————–

[1] İnsanın maddi- manevi, bedeni-ruhi yönüne dikkat çektiren Kur’an’ın 22. suresinin 46. ayeti, başlı başına sade bir mucizedir. Evet, insan maddi yönden fanidir, fakat âdemi (insani, dini) yönden ebedidir. Ayet mealen şöyle diyor: “Onlar, bu çürüme ve yok olma riskini yenecek idrak ve akıl ve kalb sahibi olabilmek için, neden yeryüzünde göç ve seyahat etmediler? Çünkü maddi gözlerin körlüğü gerçek körlük değildir. Gerçek körlük, gönüllerdeki idrak merkezlerinin körlüğüdür.”

[2] Âdem (insan) 46 kromozomludur, yani maddenin pozitif-negatif iki yönünü, yani iki adet 22’yi içinde taşımakla beraber, ilaveten iki kromozoma daha sahiptir ki; bu iki kromozom remzen insandaki soyut algılama duygusunu karşılıyor. Evet canlı türler içinde soyut değerleri bilen, geçmiş ve geleceği yaşayabilen, farklı maddi alemleri birleştirip, soyut ve başka bir boyuta çıkabilen tek tür, insan türüdür. Erkeği ve kadını ile..

[3] Onun için, zikir hem Kur’an’ın, hem namazın, hem kelime-i tevhidin, hem vahyin ismi olmuştur. Ve erkeğe müzekker denilmiştir. Ve 13 rakamının aynası olan Yahudiler çoğu zaman maddeci oldukları için, bu güzellikten mahrum kalıyor.

[4] Demek kadın-erkek birdir… Ayırım yoktur.

Bahaeddin Sağlam / Peygamber Kıssaları Hakkında Bilmediklerimiz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir