Metroda Terör – Kısa Hikaye

Benim için o gün sakin bir gündü. Günün büyük bir kısmında evde olacaktım.  Yalnızca kısa bir süreliğine bazı işlerimi halletmek için Kadıköy’e gitmem gerekiyordu. Ayrıca almak istediğin yeni çıkmış bir kitap vardı. Ve bu yolculuk için en kısa ve hızlı yol metro ile gitmekti. Dışarıda hava günlük güneşlikti. Kuş cıvıltıları işitiliyordu. Dışarıdaki işimi erkenden bitirip eve çabuk dönmek için Kadıköy’e kahvaltıdan hemen sonra gitmeye karar verdim.

Metro durağına vardığımda yoğunluk olağan günlerden birinde olduğu gibiydi. Durak boş değildi ama tıklım tıklım da değildi. Işıklı tabelaya göre metronun gelmesine beş dakika vardı, ayakta beklemeye karar verdim. Metronun tam kapısına denk gelen işaretli bölümlerden birinde durarak beklemeye başladım. Metro geldiğinde yine olağan sesler duyulmaya başlandı. “İnenlere yol verin, inenlere yol verin” “Çekilsene kardeşim, itmesene be!” “İnen var kardeşim, yavaş olsana!” İtişip kakışmalar ve tüm bağırıp çağırmalardan sonra nihayet metrodaydım. Oturacak boş yer yoktu. Zaten ben de birkaç durak için oturmak istemiyordum. El askılarından birisine tutundum. Metro son sürat bir sonraki istasyona doğru yol alıyordu. Neyse ki olağan bir gündü!

Birkaç durak sonra ineceğim için çantamdan kitabımı çıkarmaya üşendim. Zaten ayakta iken kitap okumak bir hayli zor oluyordu metroda. Ben de hissettirmemeye çalışarak diğer yolcuları gözlemlemeye başladım. Yolcuların pek çoğu ellerinde, ellerinden büyük akıllı telefonlarıyla çeşit çeşit oyunlar oynuyorlardı. Ve fakat yalnızca yüzlerine ve tavırlarına baksanız, ellerinde ne olduğunu bilmeseniz, onların dünya üzerindeki en önemli işi yaptıklarına yemin bile edebilirdiniz. Ama onlar çevrelerindekilere hiç aldırmadan oyunlarını oynamaya devam ediyorlardı.  Arada tek tük de olsa kitap okuyanlar vardı.

Gerçi gözüme çarptığı kadarıyla kitap okuyanların sayısı son yıllarda artmıştı. Okudukları kitaplar da çeşitlilik arz ediyordu. Bu ucuz bir roman olabildiği gibi bir ders kitabı da olabiliyordu. Ders kitabı okuyanlar özellikle belli dönemlerde -ki çoğunlukla bu dönemler sınav dönemlerine denk geliyordu- öğrenciler oluyordu. Son zamanlarda e-kitap okuyucular da yaygınlaşmıştı. Diğer türlerde okuyanlar da yok değildi. Felsefi, tarihi, siyasi, dini..

Önümde oturan kız ekranı iki parmağıyla kah yakınlaştırıp kah uzaklaştırarak akıllı telefonundan bir şeyler okumaya çalışıyordu. Bazıları amaçsızca internette yine akıllı telefonlarıyla sörf yaparken, kimileri yanlarındaki arkadaşlarıyla hararetli hararetli sohbet ediyorlardı. Bunlardan bir tanesi de şu yanımda duran adamdı. Yanındaki arkadaşına, kendini kaptırmış bir şekilde alışveriş merkezlerinde dönen dolaplardan, günümüzde bir dükkân açmak istersek hangi alışveriş merkezini -artık o kadar çoklardı ki- seçmemiz gerektiğinden bahsediyordu. Çevremdekileri gözlemlerken gözüm bir anda tam karşımdaki cama takıldı. Arkamda oturan uzun boylu, at kuyruklu, spor ayakkabılı kız da beni izliyordu. Gözlerimiz karşılaşınca doğal bir iş yapıyormuş da işi tam o anda bitmiş gibi sakin sakin başını diğere tarafa çeviriverdi.

Evet metronun o gün de diğer günlerden pek farkı yoktu. Her şey olması gerektiği gibi görünüyordu. Okuldan çıkmış birkaç lise öğrencisi orada burada birbirleriyle gürültülü bir şekilde şakalaşıyorlardı. Fakat hiç birimizin az sonra yaşanacaklardan haberimiz yoktu.

Biraz sonra metro acı bir frenle yavaşladı yavaşladı ve bir anda duruverdi. Daha hiç kimse ne olduğunu anlayamadan birden bir koşuşturma duyuldu ve yüzümüze çevrilmiş el fenerleriyle irkildik. Karşımızda, metronun dışında yüzleri siyah maskelerle kapalı adamlar duruyordu ve ellerindeki taramalı tüfekler de maalesef bize doğrultulmuştu. Herkes bu manzara karşısında şok olmuşken metronun içinde bir ses duyuldu.

“Panik yapmayın çünkü bu hiçbir işe yaramaz. Ve yerlerinizden kıpırdamaya kalkmayın. Hiç kimse bulunduğu yerden kıpırdamasın. Herkes şu ana kadar ne yapıyorsa hiçbir şey olmamış gibi aynen devam edecek. Fakat yerinizden kıpırdamak yok. Şayet kıpırdayacak olursanız hemen karşınızdaki arkadaşlarım sizi yere indirmek için asla tereddüt etmeyeceklerdir. Ve ben kesinlikle şaka yapmıyorum.”

Ve o anda bir ateş etme sesi duyuldu. Bir anda metronun içinde bir kıpırdanma oldu. Fakat aynı ses:

“Kıpırdamak yok!”

Şimdi herkes sanki oldukları yere çivilenmiş gibiydi. Kimse ne başını çevirebiliyor ne bir şey yapabiliyordu. Herkes donup kalmıştı.

“Makinistiniz etkisiz hale getirildi. Ve biz hükümetten istediklerimizi alıncaya kadar hepimiz buradayız. Dua edin de hükümetiniz taleplerimizi bir an önce yerine getirsin. Çünkü fazla uzun süre hiç kıpırdamadan durabileceğinizi sanmıyorum.”

Mikrofonun kapanma sesi duyuldu.

Ne yazık ki bir terörist saldırısıyla karşı karşıyaydık. Hepimiz donmuş gibi olduğumuz yerde durmaya devam ediyorduk. Zaten başka seçeneğimiz de yoktu. Hiçbirimizin birbirimizle tek kelime konuşmaya, bırakın tek kelime konuşmayı birbirimizle göz göze gelmeye dahi cesaretimiz yoktu.

Mikrofonun açılma sesi duyuldu tekrar. Aynı kalın, çatallı, korkunç ses:

“Ve bütün vagonların kamera ile izlendiğini de hatırlatmak isterim. Merhaba turuncu kazaklı kız!”

Hepimizin yüzü şimdi bir kat daha beyaz olmuştu. Ve bazılarımızın korkudan ayakta durmayı zor başardıklarını hissedebiliyordum.

Dışardaki elleri silahlı adamlar vagon boyunca bir aşağı bir yukarı yürüyorlardı. Biz yerimizden kıpırdayamıyorduk. Fakat bir anda bir dalgalanma oldu sanki vagonun içinde. 35-40 yaşlarında atletik görünüşlü bir adam yerde sürünüyor ve bir eliyle de diğer insanlara “Susun” diye işaret ediyordu.

Yerde tıpkı bir komando gibi sürünüyordu. Bu şekilde vagonun sonuna doğru ilerlemeyi başardı. Ve durdu. Sanki ne yapması gerektiğini düşünüyor gibiydi. Sonra bir anda yukarıya fırlayarak, tavandaki, hemen üstündeki kapağı yine bir göz açıp kapama süresi içinde açtı; yine aynı süre içinde dışarı fırlayıp kapağı kapatıverdi. Bunlar öylesine kısa bir süre içinde olup bitmişti ki sanırım bazılarımız ne olup bittiğini fark etmemişlerdi, hatta bir kısmımız dışardaki silahlı adamlardan gözlerini ayıramadıklarından bu adamı görmemişlerdi bile. Benim içimi belli belirsiz bir umut kaplamaya başlamışken var olan korkunun da vagonun içinde aynen hüküm sürdüğünü hissedebiliyordum.

Bu iki duygu arasındayken bir anda silahlı adamlardan biriyle göz göze geldim. Donup kalmıştım yeniden. Gözlerimi önüme indirdim hemen. Yerimden kıpırdamamıştım. Dikkat çekecek, anormal hiçbir şey yapmamıştım. Yoksa dışardaki silahlı terörist neler olup bittiğini anlamış mıydı? Yoksa kameradan görmüşlerdi de, o adamı yakalamışlar mıydı? Ve şimdi de bize gözdağı vermek için mi böyle gözlerimizin ta içine bakıyordu. Fakat başım hala önüme eğik yürüyüp gittiğini hissettim. Anlaşılan hiçbir şeyin farkına varmamışlardı.

Sonra bir anda motorun çalıştığı duyuldu ve çabucak hızlanarak yola koyuldu metro. Teröristler geride kalmışlardı. Yüz ifadelerinden neler olup bittiğini anlayamadıkları belliydi. El fenerlerinin ışığı yavaş yavaş soluklaştı soluklaştı ve bir süre sonra tamamen gözden kayboldu.

Kurtulmuştuk.

Evet galiba gerçekten kurtulmuştuk.

Sevinç çığlıkları atanlar, birbirlerini kucaklayanlar oldu. Fakat bazıları ne olup bittiği tam olarak anlaşılmadan herhangi bir şey yapmak istemiyorlardı. Bazıları ise hala yaşadıkları şokun etkisinden kurtulamamışlardı.

Metro hızını hiç kesmeden son durağa kadar geldi. Durağa vardığımızda her kapıda ve istasyonun çıkışına kadar yol boyunca görevliler bekliyorlardı. Bizi mümkün olduğunca sakin bir şekilde tahliye ettiler. Dışarıda da ambulanslar vardı. Bu arada bazıları bir anda ağlama krizine tutuldular. Fakat pek çok ambulans kendilerine gerek kalmadan geri döndüler.

Hikâyenin geri kalanını sonradan kendi özel araştırmalarım sonucunda öğrendim. Büyük ihtimalle o gün metroda bulunanların büyük bir kısmı ve belki de hiçbiri benim birazdan anlatacaklarımı bilmiyorlar, nasıl olup da kurtulduğumuzu? Pek çoğumuz yerde sürünen o adamı bile görmediler çünkü. Evet tek başına bir adam koca bir metro dolusu insanın hayatını kurtarmış mıydı gerçekten?

Kim bilir? Belki evet belki hayır.. O halde nasıl kurtulmuştuk?

Evet kurtarmıştı. Ve gerçekten tüm olanların mantıklı bir açıklaması vardı. Gördüğüm o adam bu tür durumlar için özel olarak eğitilmiş binlerce adamdan yalnızca bir tanesiydi. Bu adamlar doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı özel ve gizli bir birim tarafından eğitiliyorlarmış. Ve her metro seferine bu eğitimli adamlarından bir tane yerleştiriliyormuş ve bizim hayatlarımızı kurtaran bu adam da onlardan biriymiş. Benim gördüğüm kısımdan sonraki yoluna metronun üstünden ilerleyerek devam etmiş. Makinist kompartımanına geldiğinde de oradaki iki teröristi etkisiz hale getirmesi fazla zor olmamış. Diğer ayrıntılar da hükümetin gizli kalması gereken kurtarma planlarının birer parçası olduklarından bilgi aldığım insanlar daha fazla bir şey söylemekten kaçındılar.

Ben mi? Ben elbette artık metroya binmiyorum. Günlük hayatımda diğer toplu taşıma araçlarını tercih ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.