Ruh – Kısa Hikaye

Neden öldürüldüğümü bilmiyorum ama nasıl olduğunu söyleyebilirim. Hava çok sıcaktı. Bir bardak su içmek için kalkıp mutfağa gitmiştim. İlk bıçak darbesini sağ karın boşluğuma aldım. Ve daha ne olduğunu anlayamadan bir tane daha ve sonra bir tane daha. Sonrasını çok daha net hatırlıyorum. Sanki bir anda daracık, beni çepeçevre sıkıca kuşatan bir kılıftan kurtulup özgürleşivermişim gibi bir histi yaşadığım. Sanki bütün bağlarımdan kurtulmuştum. Zihnimden bir anda, neden bilmem, Hawaii kumsalları geçti ve kendimi, daha düşünür düşünmez orada buldum. Deniz pırıl pırıl, masmavi ve yemyeşildi, su o kadar berraktı ki denizin dibini görebiliyordum neredeyse. Neler olup bittiğini hala tam kavrayamamıştım ama kendimi bir anda burada, tam da zihnimden geçen yerde bulmuştum işte. Hawaii’ye gelmişken kumsalın ve denizin biraz keyfini çıkarmak istedim. Her şey o kadar güzeldi ki.. Sanki bir rüya gibi.. Üstelik plaj da o kadar kalabalık değildi. Her nedense kendimi çok mutlu hissediyordum. Kıyı boyunca biraz yürüdüm. Bu güzel mekanın ve tatlı zamanın keyfini bir müddet daha çıkardıktan sonra kendimi buraya nasıl geldiğimi düşünür buldum. Aslında benim şu anda evde, okula gitmek üzere hazırlanıyor olmam gerekmiyor muydu?

Ve yine tam bu düşünceleri aklımda geçirir geçirmez evde, yatak odamda buldum kendimi. Ve beni şok eden bir ayrıntıyı da o anda keşfettim. Ben yürümüyordum, uçuyordum. Bu yeni keşfim üzerine biraz pratik yapma için uçarak bütün odaları dolaştım. Aslında bunu yapmama gerek yoktu. Nasıl olsa bir yeri zihnimde geçirir geçirmez kendimi orada buluyordum.

Sonra mutfağa uçtum. Uçmak zevkliydi. Ve yerde hareketsiz, yüzüstü yatan bedenimle karşılaştım. Etrafımda bir kan gölü oluşmuştu. Yüzüm yere dönüktü. Yüz ifademi görmek istiyordum fakat bedenimi çevirmek için yaptığım bütün çabalarım boşa gidiyordu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım cesedime herhangi bir fiziksel etkim olmuyordu. Onun içinden geçip gidiyordum. Ama bir an ayaklarımın yerin içine geçebildiğini keşfettim. O halde bütün bedenim de girebilirdi. Neden olmasın? Evet biraz çabaladıktan sonra başarmıştım. Şimdi tüm bedenimle yerin altındaydım ve yüz ifademi gayet net bir şekilde görebiliyordum. Gözlerim açıktı. Yüz ifadem olanlara bir anlam veremeyen insanların şaşkın yüz ifadesiydi. Tekrar yüzeye çıktım. Kan gölü o kadar büyümüştü ki neredeyse bütün kanım boşalmıştı. Korkunç bir manzaraydı fakat ben bu halimle ne bir acı hissediyordum ne de keder. Bilakis kendimi çok özgür ve bütün sorumluluklardan azade hissediyordum.

Evet ölmüştüm. Ya da cesedim ölmüştü. Ben ise hala yaşıyordum. Bazı farklarla olsa da. Ve şimdi hiçbir fiziksel güç bana etki edemiyordu, tıpkı benim onlara etki edemediğim gibi. İnsan her şeye alışıyor. Bu yeni hayatıma da alışacağım diye düşündüm.

Ortalık aydınlanmaya başlamıştı. Her sabah birlikte okula gittiğim öğretmen arkadaşımın sesini işittim. Bana sesleniyordu. Saate baktım. Her gün bu saatlerde buluşur birlikte ya onun ya da benim arabamla işe giderdik. Beni dışarıda göremeyince eve bakmaya karar vermişti anlaşılan. Ve o an mutfak kapısının açık olduğunu fark ettim. Mutfak kapısı bahçeye açılıyordu. Demek beni öldüren orada kaçmıştı. Şimdi ön kapıya yaklaşan arkadaşımın ayak seslerini duyabiliyordum. Kapıyı çaldı. Şimdiye kadar edinmiş olduğum deneyimler sayesinde kapıyı açamayacağımı biliyordum, yerimde kalıp onun mutfak kapısına gelmesini beklemeye karar verdim. Arkadaşım bir müddet daha zili çalıp, kapıyı yumrukladıktan sonra nihayet mutfak kapısına yönelmek aklına geldi. Zavallıcık beni görünce nasıl da dehşete kapılacaktı.

Arkadaşım bir anlık tereddütten sonra açık mutfak kapısından içeri girdi. Bir yandan hala bana seslenmeye devam ediyordu. Doğruca oturma odasına yöneldi fakat mutfaktan tam çıkacağı anda ayağımdan fırlamış tezgahın kenarında duran terliğe takıldı gözü. Tezgahın arkasına geçince kocaman bir kan gölünün ortasında yatan bedenimi görmesiyle dehşetli bir çığlık atması bir oldu. Çığlıklar birbirini izledi. Bir an hiç kendine gelemeyeceğini düşündüm. Onu sakinleştirebilmek isterdim elbette ama elimden bir şey gelmezdi.

Zangır zangır titremeye başlamıştı sonunda ama çantasından telefonunu çıkararak polisi aramayı başarabildi yine de. Polis geldikten sonra olanları, bütün o kargaşayı az çok tahmin edersiniz. Yakınlarınızın perişaniyetini, evinizin her yerini en ince ayrıntısına kadar didik didik eden polisleri, televizyon muhabirlerinin yerde yatan cesedimin fotoğrafını çekebilmek için ezercesine birbirleriyle yarışmalarını falan filan..

Bir müddet olan biteni ben de gerçekten ilgiyle ve merakla izledim. Ancak sanki öldürülen ben değilmişim de bir başkasıymış gibi izliyordum tüm olanları. Sanki öldükten sonra her şeyle ve herkesle tüm bağlarım kopmuş gibiydi. Kendimi yalnız mı hissediyordum? Hayır, hiç değil. Bilakis özgür hissediyordum.

Etrafta öylece uçup duruyor, soruşturmanın seyrini, olan biteni takip ediyor, dilediğim yerlere girip çıkıyor, gidip geliyordum. Acıkmıyordum, susamıyordum. Başka hiçbir ihtiyacım olmuyordu. Bir müddet bu şekilde vakit geçirdikten sonra sıkılmaya başladım. Tam da bu esnada aklıma yeni bir fikir geldi. Hep yeryüzünde dolaşmıştım, Ekvatordan Kutuplara görmek isteyip de göremediğim hiçbir yer kalmamıştı. Yeni Zelanda, Afrika, Latin Amerika, Japonya, Hindistan, Kanada.. Hepsini dilediğimce gezip dolaşmıştım. Şimdi neden atmosferi geçip bu dünyanın dışına çıkmıyordum. Düşünmemle kendimi kapkaranlık uzayda bulmam bir oldu. Üstelik buraya kadar tamamen güvenle gelebilmiştim. Atmosferde yanıp parçalanmadan.

Şimdi uzayda gönlümce uçuyorum. Pek çok yer gördüm. Önce hepimizin bildiği, benim de bildiğim hemen ilk aklımıza geliveren bazı gezegenler ve yıldızları dolaştım. Ne uzayın soğuğundan ne de yıldızların sıcağından etkilenmediğim için dilediğim gibi gezip dolaşabiliyorum. Sonra hiç birinizin bilmediği yeni, olağanüstü güzellikte yerler keşfetmeye başladım. Burası o kadar muhteşem ki.. Ebediyen burada yaşamak isteyebilirim. Ama karadelikleri şimdiye kadar hiç denemedim. Onlardan bir müddet daha uzak kalmak niyetindeyim. Onlar tarafından yutulmak ve yok olmak isteniyorum. Kim yok olmak ister ki.

Ama belki onlar da başka uzaylara açılan birer kapıdır. Başka çok daha muhteşem uzaylara.. Ama benim bu halimle bile şimdilik bu kapılardan geçmeye cesaretim yok. Bu yeni keşfettiğim dünyada rahatım oldukça yerinde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.